ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ
30/10/2026Son dönem Osmanlı fikir adamı, “A‘mâk-I Hayâl”in müellifi Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’yi, vefatının sene-i devriyesinde rahmet ve saygıyla yâd ediyoruz.
Ekrem ERDEM
Genel Başkan
ŞEHBENDERZÂDE FİLİBELİ AHMED HİLMİ (1862-1914)
Günümüzde Bulgaristan sınırları içinde kalan Filibe’de (Plovdiv) doğdu. Babası Şehbender Süleyman Bey, annesi Şevkiye Hanım’dır. Doksanüç Harbi’nin (1877-1878) ardından ailesi İstanbul’a göç edince Ahmed Hilmi de Filibe’de başladığı öğrenimini İstanbul’da sürdürdü. 1888 yılında Sirkeci Postahanesi’nde başladığı memurluğa ertesi yıl Yenicami Postahanesi’nde devam etti. Bu yılın sonunda İzmir’e tayini çıktı. 1890’da İzmir Postahanesi başmemurluğuna, 1895’te postahane müdürlüğüne yükseldi. 1897’de Posta ve Telgraf müdürlüğüne atandığı Beyrut’ta Jön Türkler’le temas kurdu ve onların yönlendirmesiyle Mısır’a kaçtı (1900). Orada Jön Türkler’in kurduğu Terakkî-i Osmânî Cemiyeti’ne girdi. İstanbul’a döndüğünde tutuklandı ve Fîzan’a sürüldü (1901). Sürgünde iken tasavvufa ve Senûsîlik hareketine ilgi duydu, bu arada Arûsiyye tarikatına intisap etti. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilânından sonra döndüğü İstanbul’da bir süre Dârülfünun’da felsefe müderrisliği yaptı ve Cem‘iyyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye üyeliğinde bulundu. Kısa bir süre İttihâd-ı İslâm adıyla haftalık siyasî bir gazete yayımladı. Bu gazete ile daha sonra çıkarmaya başladığı haftalık Coşkun Kalender gazetesinin kapanmasının ardından Necat ve Tonguç gazetelerinde başmuharrir olarak çalıştı. İkdam, Şehbâl, Yeni Tasvîr-i Efkâr ve Sırât-ı Müstakîm gibi gazete ve dergilerde siyasî ve felsefî yazılar yazdı. 21 Nisan 1910’da dönemin neşir hayatında önemli bir yeri olan haftalık Hikmet’i çıkarmaya başladı; bu sırada Hikmet Matbaa-i İslâmiyyesi’ni kurdu. Hikmet’i yayımlamaya devam ederken 26 Ağustos 1911’de Millet ile Musâhabe ve ardından yine Hikmet adıyla günlük bir gazete çıkardı. Bu yayın organlarında yazdığı yazılarda kendi adıyla birlikte tasavvufî yazılarında Şeyh Mihridîn Arûsî, mizahî yazılarında Coşkun Kalender, Kalender Gedâ, millî ve hamâsî şiirlerinde Özdemir gibi takma adlar yanında “A. H.” ve “F. A. H.” gibi rumuzlar kullandı.
Başlangıçta İttihat ve Terakkî Cemiyeti’ni destekledi; ancak II. Meşrutiyet’ten sonra giderek artan yanlış davranışları yüzünden cemiyeti ağır bir dille eleştirmekten çekinmedi. Muhalefetteki Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nı da tenkit etti. Hem bu eleştirileri hem de siyonizme ve masonluğa yönelik suçlamaları yüzünden dergi ve gazeteleri sık sık kapatıldı. Mücadeleden yılmayıp eleştirilere devam etmesi ve Sultan Reşad’a yazdığı bir mektup yüzünden 9 Ekim 1911’de matbaası kapatılarak önce Kastamonu’ya, ardından Bursa’ya sürüldü. Yaklaşık beş ay sonra aftan faydalanıp İstanbul’a döndü. 1 Ağustos 1912’de günlük Hikmet’i yeniden yayımlamaya başladı. Bu arada tekrar çıkardığı haftalık Hikmet iki sayıdan sonra 28 Eylül 1912’de kapanırken günlük Hikmet 23 Aralık 1913’e kadar yayınını sürdürdü. 16 Ekim 1914’te âniden öldü, cenazesi Fâtih Camii hazîresinde defnedildi. Beklenmedik bir şekilde ölümü bakır zehirlenmesine bağlandıysa da masonlarla ilgili neşriyatından dolayı bir komploya kurban gittiği de ileri sürülmüştür.
II. Meşrutiyet döneminin önde gelen fikir adamlarından biri olan Şehbenderzâde Ahmed Hilmi siyasetin yanı sıra kelâm, felsefe, tasavvuf ve tarihle de meşgul olmuş, ayrıca şiir, roman ve tiyatro eserleri kaleme almıştır. Yazılarında sürekli biçimde Batı taklitçiliğine karşı çıkmış, özellikle Tanzimat’la başlayan modernleşme hareketinin geleneksel Osmanlı-İslâm kültür ve kurumlarıyla nasıl uyuşmasının gerektiği üzerinde durmuştur. XIX. yüzyılın hâkim felsefesi olan maddeciliği reddetmiş, İslâm felsefesiyle Batı felsefesi arasında zaman zaman uzlaşma yolları aramıştır. Ludwig Büchner’in Madde ve Kuvvet’ini tercüme eden Bahâ Tevfik’i, aynı eseri savunan Celâl Nuri’yi (İleri) ağır ifadelerle eleştirmiş, metot olarak eklektizmi tercih etmiştir. Tasavvufa ve bilhassa vahdet-i vücûd anlayışına ayrı bir önem vermiş, daha çok Kuzey Afrika’daki tasavvuf kültürünün Osmanlı dünyasında tanınması yolunda gayret göstermiştir.
ESERLERİ
Dinî ve Fikrî Eserler
Senûsîler ve Onüçüncü Asrın En Büyük Mütefekkir-i İslâmîsi Seyyid Muhammed es-Senûsî, Müslümanlar Dinleyiniz (İstanbul 1326), Târîh-i İslâm, İlm-i Ahvâl-i Rûh, Allah’ı İnkâr Mümkün müdür? Yahut Huzûr-ı Fende Mesâlik-i Küfür, Yirminci Asırda Âlem-i İslâm ve Avrupa: Müslümanlara Rehber-i Siyâset, Akvâm-ı Cihân, İki Gavs-ı Enâm: Abdülkadir ve Abdüsselâm, Türk Rûhu Nasıl Yapılıyor?, Hangi Meslek-i Felsefîyi Kabul Etmeliyiz?: Dârülfünun Efendilerine Tahrîrî Konferans, Türk Armağanı, Beşeriyetin Fahr-i Ebedîsi Nebîmizi Bilelim, Huzûr-ı Akl ü Fende Maddiyyûn Meslek-i Dalâleti, Muhalefetin İflâsı, Üss-i İslâm: Hakāik-i İslâmiyye’ye Müstenid Yeni İlm-i Akāid.
Edebî Eserler
Vay Kız Bekçiyi Seviyor, İstibdâdın Vahşetleri yahut Bir Fedâinin Ölümü, A‘mâk-ı Hayâl, Öksüz Turgut, Yiğit Osmanlı Akıncısı Öksüz Turgut, Öksüz Turgut.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi